Anasayfa › Teknik SEO
Teknik Seo
Teknik SEO, sitenin başka yerlerle kurduğu bağları ayakta tutar: sitenizdeki takvim ile rezervasyon platformlarındaki takvimin birbirini tutması, tabelaya ya da etikete basılmış karekodun yıllar sonra açtığı sayfa, telefonun ana ekranına eklenen sitenin simgesi ve adı, bir de yalnızca yabancının gördüğü sayfa.
Teknik SEO Aynı Odanın Sitenizde ve Rezervasyon Platformunda Aynı Geceye İki Kez Satılmasını Nasıl Önler?
Ağustosta bir cumartesi, Amasra’da bir pansiyonun kapısında iki aile durur. İkisinin telefonunda da aynı odanın, aynı gecenin onayı vardır: biri odayı pansiyonun kendi sitesinden ayırtmış, öteki bir rezervasyon platformundan. Oda tektir, onay ikidir. Teknik SEO bu kapıya gelinmeden çok önce bir şeye bakar: sitenin takvimi ile platformun takvimi birbirinden nasıl, ne sıklıkla haber alıyor?
Yer ayırtılan her sistemin kendi takvimi vardır: sitenizinki ayrı, her platformunki ayrı. Takvim eşitleme, bu takvimlerin dolu geceleri birbirine bildirmesidir. En yaygın yolu bir takvim bağlantısıdır: her sistem, dolu günlerini yazan bir adres verir; öteki sistem o adresi okur ve aynı geceleri kendinde kapatır. Bu bağlantı çoğu zaman yalnızca hangi gecelerin dolu olduğunu taşır; fiyatı taşımaz.
Okuma anında değil, aralıklarla yapılır. Kimi sistem öteki takvime saat başı bakar, kimi günde birkaç kez; aralığı çoğu zaman okuyan taraf belirler. Cumartesi gecesinin son odası sabah sitenizden ayırtılmış olsun. Platform, takviminize bir sonraki bakışına kadar o geceyi boş bilir ve satmayı sürdürür. İki ailenin kapıda karşılaşması bu arada hazırlanır; kimse yanlış bir düğmeye basmamıştır.
İlk kural, takvimlerden birini ana takvim saymaktır. Telefonla ayrılan oda da, kapıdan giren misafir de, platformlardan gelen kayıt da orada toplanır; öteki takvimler dolu geceleri yalnızca ondan öğrenir. Takvimler birbirini sırayla okuyorsa, yani biri ötekinden, öteki bir üçüncüden haber alıyorsa her halka bekleyişi uzatır. Ana takvim bir defterde ya da akılda değil, sistemin içinde durur.
Mevsimde aralık, ayarın izin verdiği yerde kısaltılır. Kimi sistem, değişikliği beklemeden olduğu anda bildiren doğrudan bir bağlantı sunar; varsa o seçilir. Kalabalık gecelerde son odaya elle bakılır: tek oda kaldıysa o gece tek yerde satışta bırakılır. Bağ koptuğunda, site öteki takvimi okuyamadığında, iyi kurulmuş sayfa anında onay vermez; “isteğiniz alındı, odaya bakıp yazacağız” der. Mevsim açılmadan bir deneme kaydıyla hepsi sınanır.
Deneme yalındır: sitede bir gece ayırtılır, platformun o geceyi ne kadar sonra kapattığına bakılır; kayıt silinir, gecenin yeniden açıldığı görülür. Takvimin içi şifreyle görünür; sitenin dış yüzü ise açıktır. Teknik SEO işine girmeden önce o yüze bakarız ve buna tezgâh önü deriz: pazarda malının nasıl durduğunu merak eden satıcı öne dolanır, alıcının bastığı yerde durur. Bu bakış ücretsizdir; şifre istenmez.
Tabelaya, Broşüre ya da Kavanozun Etiketine Basılan Karekod Yıllar Sonra da Doğru Sayfayı Açar mı?
Çilek reçeli yapan bir üretici, kavanoz etiketine bir karekod koydurur; kod, telefonun kamerasına tutulunca reçelin sayfasını açan kare biçimli işarettir. Matbaadan beş bin etiket çıkar. Ertesi yıl site yenilenir, sayfaların adresleri değişir. Dolabındaki kavanozu çevirip kodu okutan bir müşterinin ekranında tek satır belirir: “Sayfa bulunamadı.” Etiketlerin bir bölümü o sırada raflarda, bir bölümü hâlâ depodaki kolilerdedir.
Karekodun içinde tek şey yazar: bir adres. Baskıdan sonra o adres değiştirilemez; mürekkep kurumuştur. Değiştirilebilen, adresin geleni nereye götürdüğüdür. Bu yüzden koda ürün sayfasının uzun adresi yazılmaz. Alan adınızın, yani site adresinizin baş tarafındaki adın ardına tek kısa sözcük eklenerek kurulan bir adres yazılır. Bu adres bir sayfa değildir; geleni o gün hangi sayfayı gösterirseniz oraya gönderen bir yönlendirmedir.
İki yanlış tercih sık görülür. Birincisi derin adrestir: içinde kategori, ürün adı, kimi zaman yıl geçen uzun adres, site yazılımı değiştiğinde çoğu kez biçim değiştirir. İkincisi uzun adresleri kısaltan aracı hizmettir: kod o zaman sizin değil, o hizmetin adresini taşır. Hizmet kapanırsa, koşulunu değiştirirse ya da parasız dönemi biterse etiket hiçbir yere varmayabilir; elinizden de bir şey gelmez.
Basılı bir adres, sayfadan uzun yaşar. Tabela yıllarca asılı kalır, broşür bir çekmecede bekler, kavanoz bir mevsim sonra açılır. Bu yüzden basılan her adres bir listeye yazılır: adresin kendisi, nereye basıldığı, kaç adet basıldığı ve bugün hangi sayfaya vardığı. Site her yenilendiğinde önce bu liste açılır. Sayfa taşındıysa eski adres silinmez; yeni sayfaya yönlendirilir.
Herkes kodu okutmaz; kimi, altında yazan adresi eliyle yazar. Bu yüzden adres kodun altına harfle de basılır: küçük harfle, Türkçeye özgü harf kullanmadan, kısa. Alan adında büyük ve küçük harf ayrımı yoktur; ardından gelen bölümde ise birçok sunucu, yani sayfaları ziyaretçiye gönderen bilgisayar, “Recel” ile “recel”i iki ayrı adres sayar. Sunucu, iki yazılışı da aynı sayfaya götürecek biçimde ayarlanır.
Baskıya girmeden önce tek bir etiket basılır, kavanoza yapıştırılır ve iki ayrı telefonla okutulur; kavanozun kavisi, parlak kâğıt ya da küçük boy okumayı güçleştirebilir. Teknik SEO gözüyle, hiçbir yere varmayan basılı adres bir çürüktür: sandıktaki tek bozuk çilek gibi, alıcıyı öteki kavanozlardan da soğutur. Her çürük üç notla yazılır: tezgâhın hangi köşesinde, müşteriyi neyden vazgeçiriyor, hangi ayın listesinde yerine tazesi konacak?
Sitenizi Telefonunun Ana Ekranına Ekleyen Müşteri Orada Hangi Simgeyi ve Hangi Adı Görür?
Bartın merkezde, üniversitede okuyan bir öğrenci her hafta aynı balık lokantasına paket siparişi verir. Adresi her seferinde yazmaktan yorulunca lokantanın sitesini telefonunun ana ekranına ekler. Uygulamaların arasında beliren şey gri bir karedir; altında lokantanın adı değil, uzun sayfa başlığının ilk yarısı yazar: “Anasayfa: Taze Balık ve…” Hangi karenin lokanta olduğunu ancak dokununca anlar; bir hafta sonra onu ekrandan kaldırır.
Telefonlar, ziyaretçinin bir siteyi uygulamaların arasında saklamasına izin verir; tarayıcının, yani internet sayfalarını açan programın menüsünde “ana ekrana ekle” gibi bir satır bulunur. Bunu yapan kişi sıradan bir ziyaretçi değildir: her hafta sipariş veren, tur saatine her sabah bakan, fiyat listesini sık açan müşteridir. Sitenize en çok dönen insanın gözü önünde, gün boyu o küçük kare ile altındaki ad durur.
Kare ile ad, sitenin sunduğu küçük kayıtlardan gelir. Biri ana ekran için hazırlanmış kare bir resimdir. Öteki, sitenin adını, kısa adını, simgelerini ve açılış sayfasını alt alta yazan küçük bir dosyadır. Telefonlar bunlara kendi usulünce bakar: kimi resmi arar, kimi dosyayı okur. İkisi de yoksa telefon bir şey uydurur: sayfanın küçültülmüş görüntüsünü, tek harfli bir kareyi ya da başlığın başını.
Karenin altındaki yer dardır; uzun ad üç noktayla biter. Bu yüzden kısa ad ayrıca yazılır: lokantanın dilde dolaşan adı, bir ya da iki sözcük. “Anasayfa” ya da “Hoş geldiniz” diye başlayan başlık orada bir şey söylemez. Resimde saydam bırakılan yer kimi telefonda siyaha döner; zemin bu yüzden dolu bir renkle hazırlanır. Kenarlarda da pay bırakılır; kimi telefon kareyi yuvarlayarak keser.
Kareye dokununca ne açıldığı da telefona göre değişir. Site kimi telefonda tarayıcının adres çubuğuyla, kimi telefonda çubuksuz, bir uygulama gibi açılır; bu hem telefona hem o küçük dosyada yazana bağlıdır. Çubuksuz açılan sitede geri dönüş yolu sayfanın içinde bulunmalıdır. İlk açılan sayfa da seçilir: eski bir kampanya sayfası değil, sürekli gelen müşterinin işini gördüğü yer, örneğin menü ve sipariş.
Denemesi kolaydır: siteyi iki tür telefonda ana ekrana ekler; kareye, ada ve açılan sayfaya bakarsınız. Düzeltilecek şey çıkarsa teknik SEO işlerinin yazıldığı kâğıda girer. O kâğıdın bizdeki adı pazar listesidir: pazara çıkarken yazılan liste gibi, sitenin o ay neye ihtiyacı varsa onu sayar. Liste önce size gelir; üstünü çizdiğiniz satır yapılmaz. Sıra, müşterinin gözünün ilk düştüğü yerden başlar: önce en üstteki.
Sitenize Hep Kendi Bilgisayarınızdan Bakıyorsanız Müşterinin Gördüğü Sayfayı Görmüş Olur musunuz?
Bir mobilya atölyesinin sahibi telefonda aynı cümleyi üçüncü kez söyler: “Bende açılıyor.” Hattın öbür ucundaki müşteri mutfak dolapları sayfasına dokunmuş, karşısında bembeyaz bir ekran bulmuştur. Usta yalan söylemiyor; önündeki bilgisayarda sayfa yerli yerinde duruyor. Ne var ki o bilgisayar siteyi yıllardır tanır, her gün açar. Müşterinin telefonu ise oraya ilk kez gelmiştir ve ustanın hiç görmediği bir sayfayla karşılaşmıştır.
Aradaki ilk fark saklanan kopyalardır. Tarayıcınız sitenin logosunu, resimlerini ve biçim dosyalarını bir kez indirir, sonra kendi belleğinden kullanır; bunlardan biri sunucuda silinmiş olsa bile sizdeki eski kopya açığı kapatır. İkinci fark giriştir: yönetim paneline, yani siteyi düzenlediğiniz kapalı bölüme girmişseniz site sizi tanır. Birçok site yazılımı tanıdığı kişiye sayfayı başka yoldan hazırlar; taslakları da yalnızca siz görürsünüz.
Üçüncü fark bağlantıdır. Atölyenin hızlı interneti ağır bir fotoğrafı hissettirmez; aynı fotoğraf, köy yolunda zayıf çeken bir telefonda sayfayı uzun süre bekletir. Dördüncüsü arama sonuçlarıdır: Google’ın size gösterdikleri, geçmişte neyi aradığınıza ve neye dokunduğunuza göre de biçimlenebilir. Bir de çerez bildirimi, yani ilk girişte çıkan izin kutusu vardır: siz ona çoktan “tamam” dediniz; ilk gelenin ekranının bir bölümünü o kaplar.
Tezgâhın önüne geçmek için dört kolay yol vardır. Tarayıcının gizli penceresi, saklanan kopyaları ve girişinizi kullanmadan açar; sayfayı bir yabancıya yakın görürsünüz. Telefonun kablosuz ağını kapatıp mobil internete geçmek, dükkânın hızlı bağlantısını aradan çıkarır. Sitenize hiç girmemiş bir arkadaşın telefonu daha da öğreticidir. Çekmecede duran eski bir telefon ise sayfanın yavaş bir cihazda nasıl davrandığını gösterir.
Sayfayı sizin yerinize, uzaktaki bir bilgisayardan ve oraya yolu ilk kez düşmüş biri gibi açan parasız araçlar vardır. Adresi yazarsınız; sayfanın ne kadar sürede geldiğini, hangi dosyanın gelmediğini ve telefonda nasıl göründüğünü gösterirler. Bu bakış ayda bir, hep aynı günde yinelenir; üç yere uğranır: anasayfa, en çok iş getiren sayfa, iletişim formu. Forma bir deneme mesajı yazılır, size ulaşıp ulaşmadığına bakılır.
Aynı bakışı biz de yapalım. Site adresinizi yazın; sitenize tezgâhın önünden, dört köşesini dolaşarak ücretsiz bakarız: sitenin işleyişi, sayfalarda yazanlar, sizin için dışarıda söylenenler, haritadaki kaydınız. Birlikte çalışırsak teknik SEO tarafında ayda bir ay sonu pusulası alırsınız; neyin tazelendiğini, müşterinin şimdi yerinde ne bulduğunu ve sırada ne olduğunu sade bir dille yazar. İkinci bakışta çıkan sonuç, ilk bakıştakiyle yan yana okunur.
Üç odalı küçük bir pansiyonum var; takvimleri birbirine bağlamak yerine her kaydı elle işlesem olmaz mı?
Olur, yeter ki işi her seferinde aynı kişi, kayıt düştüğü anda yapsın. Risk, telefonun elinizde olmadığı saattedir: gece gelen kayıt sabaha kadar öteki takvimde boş görünür. Orta yol şudur: bağlantıyı kurun, kalabalık gecelerin son odasına yine elle bakın. Bağlantı sizi yormaz; unuttuğunuz anı kapatır.
Etiketimdeki karekodu ücretsiz bir kod üretme sitesinde hazırlamıştım; kodun benim adresimi mi, o sitenin adresini mi taşıdığını nasıl anlarım?
Kodu telefonunuza okutun ve sayfa açılmadan önce ekranda beliren adrese bakın. Kendi alan adınızı görüyorsanız kod doğrudan size gelir; araya kimse girmez. Başka bir ad görüyorsanız kod o hizmetin üzerinden geçiyordur ve ömrü o hizmetin koşullarına bağlıdır. Yeni baskıda kendi kısa adresinize geçin; eski etiketler tükenene dek o hesabı kapatmayın.
Sürekli gelen müşterilerimin sitemi ana ekranlarına eklemesini isterim; bunu onlara sayfada bir yazıyla hatırlatmam doğru olur mu?
Olur, ölçüsü kaçmazsa. Hatırlatma ilk gelişte değil, aynı kişinin sonraki gelişlerinde görünsün; sayfayı örtmesin, tek dokunuşla kapansın ve kapatana yeniden sorulmasın. İçinde iki satır yeter: bunun ne işe yaradığı ve telefonda hangi menüden yapıldığı. Gerisini müşteriye bırakın; eklemeyen de sitenizi kullanmayı sürdürür.
Sitem bende de komşumun telefonunda da açılıyor; yalnızca tek bir müşterim beyaz sayfa gördüğünü söylüyor. Sorunu onun telefonunda mı aramalıyım?
Önce kendi tarafınıza bakın; bir kişi söylüyorsa söylemeyen başkaları da olabilir. Müşteriden üç şey isteyin: dokunduğu bağlantı, ekranın görüntüsü ve hangi internetle bağlandığı. Nedeni eski bir bağlantı, belirli bir tarayıcı ya da zayıf çekimde yarıda kalan ağır bir dosya olabilir. Aynı adresi mobil internetle siz de deneyin.