Anasayfa › İçerik Yazımı
İçerik Yazımı
İçerik yazımı, işin kendisini ve işi yapanı okura olduğu gibi anlatır: aylarca süren bir teknenin ya da mutfağın aşama aşama günlüğü, bir kursun eksiksiz duyurusu, atölyesinde tek başına çalışan ustanın kendi ağzından yazılmış sayfası ve müşteri yorumunun siteye alınırken ne kadarına dokunulacağı.
İçerik Yazımı Aylarca Süren Bir İşi (Bir Tekne, Bir Mutfak, Bir Onarım) Bitmeden Aşama Aşama Neden Anlatır?
Kurucaşile’de ahşap tekne yapan bir usta, aynı gövdenin fotoğrafını her hafta bir kez sayfasına koyar: önce omurga, ardından kaburgalar, sonra kaplama tahtaları. Hayatında tekne almayacak insanlar sayfayı merakla izler; alacak olan biri ise dördüncü ayda yazar. İçerik yazımı, aylara yayılan bir işi sonunu beklemeden anlatmayı bu sayfadan öğrenir: iş sürerken gösterilen şey, bittikten sonra söylenen övgüden daha çok inandırır.
Böyle bir iş için sitede tek bir sayfa açılır ve adını işin kendisinden alır: bir balıkçı teknesinin yapımı, eski bir evin mutfağının yenilenmesi, bir çatının onarımı. Her aşamada sayfanın başına tarihli, kısa bir not düşülür. Üç beş cümlelik bu not şunu söyler: bu hafta ne yapıldı, neden bu sırayla yapıldı, sırada ne var. Yanında o haftanın tek fotoğrafı durur; fazlası gerekmez.
Bu notların gücü sıfatlarda değil, sıradadır. “Özenle çalışıyoruz” cümlesini herkes yazar; okur da üstünden geçip gider. “Kaplamaya bu hafta geçmedik; önce kaburgaların hizasını uzun bir çıtayla tek tek yokladık, çünkü hizadan çıkmış tek bir kaburga üstüne gelecek tahtaların hepsini bozar” cümlesini ise ancak işi yapan yazabilir. Yöntem ve titizlik böyle görünür: övülerek değil, anlatılarak.
İşin bir de sahibi vardır: tekneyi ısmarlayan, mutfağı yaptıran, evini onartan kişi. Sayfa açılmadan önce ona sorulur; istemiyorsa o iş anlatılmaz. İzin verse bile adı, evinin yeri ve ödediği bedel sayfaya girmez. Fotoğraf karesinde yüz, ev numarası ya da teknenin adı görünmez. Anlatılan, işi yaptıran kişi değil, işin kendisidir; bunu baştan bilen müşteri, fotoğraf çekilmesine çoğu zaman daha rahat izin verir.
Notların altına ve ustanın telefonuna sorular düşer: bu tekne hangi ağaçtan yapılıyor, kışın da çalışılıyor mu, suya ne zaman inecek, aynısından daha küçüğü olur mu? Her soru, sayfada eksik kalmış bir cümleyi gösterir. Cevap yalnızca soranın mesaj kutusunda bırakılmaz; bir sonraki nota ya da sayfanın başındaki kısa tanıtıma eklenir. Sayfayı böylece okurların merakı tamamlar; aynı soru zamanla daha seyrek gelir.
İş bittiğinde sayfa kapanmaz, işin kaydına dönüşür. Başlığa “tamamlandı” yazılır, en üste teknenin suya indiği günün fotoğrafı konur, notlar yerinde kalır. Benzer bir işi düşünen kişi aylar sonra aynı adrese gelir ve bütün yolu görür. İçerik yazımı çalışmasında böyle bir sayfa, gönderdiğiniz bir fotoğraf ile iki satırlık nottan kurulur; o ayın notları, sizin onay verdiğiniz aylık listede, yani pazar listesinde durur.
Bir Kursun ya da Atölyenin Duyurusunda Hangi Bilgi Eksik Kalırsa Kayıt Gelmez?
Bartın merkezde açılacak bir tel kırma kursunun duyurusu tek cümledir: “Kursumuz başlıyor, bilgi için arayınız.” Duyuruyu gece on birde, ev sessizleştikten sonra okuyan kadın o saatte kimseyi arayamaz. Ertesi gün iş, çarşı, yemek araya girer; telefon açılmaz. Kurs tam ona göredir, o da gitmeyi istemiştir. Ama duyuru, karar vermesi için gereken tek bir bilgiyi bile vermemiştir; kayıt, kimse fark etmeden kaçar.
Duyurunun ilk işi, kimin için olduğunu söylemektir. Eline hiç iğne almamış biri gelebilir mi, yoksa temel bilgisi olan mı bekleniyor? Ardından sonuç gelir: kursu bitiren kişi elinde ne ile çıkacak? “Tel kırmayı öğreneceksiniz” cümlesi bulanıktır. “Kursun sonunda kendi işlediğiniz küçük bir örtüyü evinize götürürsünüz” cümlesi ise okurun gözünün önüne bir şey koyar; insan, görebildiği bir sonuca daha kolay yazılır.
Sonra takvim gelir: haftanın hangi günleri, günde kaç saat, toplam kaç buluşma. Sabah grubu mu var, akşam grubu mu? Katılan yanında ne getirecek, ona ne verilecek: tel, iğne ve kumaş kursta hazır mı, yoksa alınıp mı gelinecek? Bir grupta en çok kaç kişinin olacağı da yazılır. Kalabalık bir sınıfta hocanın yanına gelmesini beklemek istemeyen kişi, tam da bu satıra bakar.
Yer, bir bina adından fazlasıdır: hangi kat, hangi kapı, otobüsten inince ne yöne yürünür? Öğreten kişinin adı ve bu işle ne zamandır uğraştığı bir cümleyle yazılır; insanlar çoğu zaman kursa değil, ustaya yazılır. Kayıt nasıl yapılır: formla mı, mesajla mı, gelip imza atarak mı? Kurs ücretliyse bu açıkça söylenir, ücretsizse o da söylenir. Belirsiz bırakılan her satır, gelmeyecek bir telefon demektir.
Bunların hepsi bir sosyal medya görseline sığmaz; sığdırılmaya çalışıldığında harfler okunmayacak kadar küçülür. Bu yüzden her kursun sitede kendi sayfası olur ve görsel o sayfaya yollar. Dönem bitince sayfa silinmez: günler değişir, en üste “kayıtlar kapandı; yeni dönem için adınızı bırakın” satırı gelir. Aynı adres her dönem yeniden kullanılır; geçen yıl birine gönderilmiş bağlantı bu yıl da doğru yere çıkar.
İçerik yazımı bu sayfayı kursu verenle konuşarak kurar: soruları sırayla sorar, cevapları kısa cümlelere çevirir, en çok merak edileni en üste taşır. Gece on birde okuyan kişi artık kimseyi aramak zorunda kalmaz. Kursun kime göre olduğunu, ne zaman ve nerede yapıldığını, yanında ne götüreceğini sayfadan öğrenir; formu da o saatte doldurur. Sabah telefonu açan sizseniz, karşınızdaki kişi çoktan kararını vermiştir.
Atölyesinde Tek Başına Çalışan Bir Usta Sitesinde Kendini Hangi Ağızla Anlatmalıdır?
Tek bir tezgâhta, tek başına çalışan bir ahşap oymacısının sitesinde ilk okunan cümle şudur: “Firmamız uzman kadrosuyla hizmet vermektedir.” Atölyeye gelen müşteri kadroyu arar; karşısında talaşlı önlüğüyle tek bir kişi durur. Cümleyi usta yazmamıştır, hazır bir kalıptan gelmiştir; ama okuyan bunu bilemez. Olmayan bir kadroya inanmaz. İnanmadığı bir cümle gördükten sonra da ustanın gerçekten yaptığı işlere kuşkuyla bakar.
Tek kişi, tek kişi gibi yazar: “ben”. “Ihlamur ve cevizden kaşık, kutu ve çerçeve oyuyorum. Siparişle çalışıyorum; her parçayı başından sonuna kendim yapıyorum.” İki kısa cümlede ne yapıldığı, nasıl çalışıldığı ve işe kimin el sürdüğü söylenmiştir. “Firmamız”, “ekibimiz”, “uzman kadromuz” gibi sözlere yer kalmaz. Okur, kapıdan girdiğinde karşısında kimi bulacağını bilerek gelir; sayfa ile atölye birbirini tutar.
Birinci tekil kişiyle yazılan sayfa beş soruya cevap verir: ne yapıyorum, nasıl çalışıyorum, hangi gün ve saatlerde tezgâhın başındayım, bana nasıl ulaşılır, aynı anda kaç iş alıyorum? Sonuncusu çoğu sitede yazmaz; oysa en çok işe yarayanı odur. “Aynı anda iki sipariş alırım; üçüncüsü sıraya girer” diyen usta, bekleteceğini baştan söylemiştir. Beklemeyi önceden bilen müşteri, sıra kendisine geldiğinde kırgın olmaz.
Fotoğraf da aynı ağızla konuşmalıdır. Takım elbiseli, kollarını kavuşturmuş insanların hazır fotoğrafı bu siteye yakışmaz; okur onların burada çalışmadığını sezer. Yerine iki kare yeter: iş üstündeki eller ve tezgâhın o günkü hâli; oyma kalemleri, yarım kalmış bir parça, yerdeki talaş. Yüzünü göstermek istemeyen usta göstermez. Eller, o işi kimin yaptığını çoğu zaman bir vesikalıktan daha açık anlatır.
“Biz” sözü yasak değildir; yalnızca doğru olduğu yerde kullanılır. Cilayı eşiniz atıyorsa, yazın yanınıza bir çırak geliyorsa, kargoyu kardeşiniz hazırlıyorsa o cümlede “biz” denir ve kimin ne yaptığı söylenir. Atölyenin küçük olduğunu saklamak da gerekmez. Küçük atölye, siparişi alan ile işi yapanın aynı kişi olduğu yerdir. Pek çok müşteri tam da bunu arar; saklandığında güvenmek için bir neden yitirilmiş olur.
İçerik yazımı sırasında bu sayfa ustayla konuşularak, onun söyleyişiyle kurulur; adınıza “ben” diyen bir cümle, siz okuyup onaylamadan yayımlanmamalıdır. Atölye büyüdükçe sayfa da değişir: çırak kalfa olur, adı yazılır, “ben” yerini yavaş yavaş “biz”e bırakır. Kural hep aynı kalır: sayfada kaç kişi konuşuyorsa, kapıyı açan müşteri içeride o kadar kişi görmelidir. Bir eksik ya da bir fazla, güveni zedeler.
Müşterinin Yazdığı Yorumu Sitenize Alırken Yazım Yanlışlarına Dokunulur mu?
Amasra’da bir pansiyonda iki gece kalan misafir, dönüş yolunda telefonundan sıcak bir yorum yazar: tek nefeste, noktasız, üç yazım yanlışıyla. “Kahvaltı” yerine “kavaltı” demiş, pansiyonun adını küçük harfle geçmiş, bir sözcüğün son harfini unutmuştur. Pansiyonun sahibi bu sözleri sitesine almak ister, ama eli gitmez: düzeltse mi, olduğu gibi mi koysa, yoksa biraz toparlayıp daha derli toplu mu gösterse?
Kural kısadır: müşterinin sözü, yazıldığı gibi alınır. Dokunulabilecek tek şey, anlamı değiştirmeyen yazım yanlışıdır: eksik kalmış bir harf, yanlış basılmış bir tuş, küçük yazılmış bir baş harf. “Kavaltı” “kahvaltı” olur; cümle yine aynı cümledir. Nokta koymak bile dikkat ister, çünkü nefes nefese yazılmış bir cümleyi üçe bölmek yazanın sesini değiştirir. Kararsız kalınan yerde söze el sürülmez.
Dokunulmayacakların listesi daha uzundur. Övgü eklenmez: misafir “güzeldi” dediyse “harikaydı” yazılmaz. Sözcük değiştirilmez, cümlenin sırası bozulmaz. İki ayrı cümle birleştirilip misafirin hiç kurmadığı üçüncü bir cümle yapılmaz. Söyleyişine, yöresel bir sözüne, yarım bıraktığı bir espriye de karışılmaz. Bir yorumu inandırıcı kılan çoğu zaman tam da bu pürüzlerdir; hepsi giderilmiş, dümdüz bir övgüyü okuyan, onu işletmenin kendisinin yazdığını düşünebilir.
Uzun bir yorumun tamamı her yere sığmaz. Kısaltmak serbesttir; gizlice kısaltmak değildir. Çıkarılan bölümün yerine üç nokta konur; okur orada bir şeyin atlandığını görür. Kısaltma anlamı tersine çevirmemelidir: “oda küçüktü ama tertemizdi” cümlesinden yalnızca son sözcüğü almak, başka bir yorum yazmaktır. Yorumun tamamı bir yerde, sözgelimi haritadaki kaydınızda duruyorsa, kısa alıntının altına oraya giden bir bağlantı eklenir.
Alıntının altında üç bilgi durur: kimin yazdığı, nerede yazdığı ve hangi ay yazdığı. Ad, misafirin izin verdiği biçimde yazılır: kimi adını ve soyadının baş harfini ister, kimi yalnızca “iki çocuklu bir aile” denmesini. Yorum başka bir yerde herkese açık dursa bile, siteye almadan önce yazana sormak yerinde olur; kişisel bilgilerle ilgili kuralları ise bir hukukçuya danışmak gerekir.
Uydurma yorum konuşulacak konu değildir: yazılmamış söz siteye konmaz. İçerik yazımı, elinizdeki gerçek sözleri yerli yerine koyar. Başlamak için gereken, sitenizin adresidir; şifresi değil. Yazın, sayfalarınıza tezgâhın önünden, müşterinizin gözüyle ücretsiz bakalım. Tezgâhın dört köşesine bakarız: sitenin teknik hâli, sayfalarınızdaki yazılar, sizden söz eden başka yerler, haritadaki kaydınız. Gördüğümüz her kusuru, yani çürüğü, köşesiyle birlikte yazar; hangisinin önce tazeleneceğini size sorarız.
İşi yaptıran kişi yarı yolda vazgeçti, tekne kızakta kaldı; aşama aşama anlattığım sayfaya şimdi ne yazmalıyım?
Sayfayı silmeyin. Son nota tek cümle ekleyin: çalışma şimdilik durdu. Neden durduğunu yazmanız, kimseyi suçlamanız gerekmez. O ana dek yapılanlar sizin emeğinizdir ve yönteminizi göstermeyi sürdürür. İş sahibi sayfanın kaldırılmasını isterse kaldırılır; izni baştan o vermişti, son söz de onundur. İş yeniden başlarsa notlar kaldığı yerden sürer.
Kursum yeterli sayıda kişi yazılmazsa açılmıyor; bunu duyuruda söylemek, yazılmayı düşünen kişiyi ürkütür mü?
Asıl ürken, kaydolup kursun açılmadığını son gün öğrenen kişidir. Duyuruya iki bilgi ekleyin: kursun en az kaç kişiyle açılacağını ve kararın hangi gün bildirileceğini. Açılmazsa ne olacağını da yazın: adı bir sonraki döneme mi aktarılır, ödediği bir tutar varsa geri mi verilir? Açık yazılmış koşul, belirsiz bir sözden daha çok güven verir.
Faturamda şirket unvanım yazıyor, atölyede ise tek kişiyim; sitede “ben” diye konuşmam unvanımla çelişir mi?
Çelişmez. Unvan resmî adınızdır ve yerinde durur: sayfanın altında, iletişim bölümünde, faturada. Anlatan ses ise işi yapanın sesidir. “Bu atölyede tek başıma çalışıyorum; faturayı şu unvanla keserim” gibi tek bir cümle ikisini birbirine bağlar. Okur hem resmî adı hem tezgâhın başındaki kişiyi görür; karışıklık, ikisinden biri gizlendiğinde çıkar.
Misafirlerim duygularını pansiyonun anı defterine elle yazıyor; siteye sayfanın fotoğrafını mı koymalıyım, yazıya mı dökmeliyim?
İkisini birlikte. Sayfanın fotoğrafı sözün gerçekten yazıldığını gösterir; altındaki yazı ise telefonda rahat okunur; arama motorunun kolayca okuduğu da odur. Yazıya dökerken el yazısındaki söyleyişi koruyun, yalnızca anlamı değiştirmeyen harf yanlışını düzeltin. Fotoğrafı çekmeden önce misafire sorun; soyadının, imzasının ya da telefonunun görünmesini istemiyorsa o bölümü karenin dışında bırakın.